CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (19 TEMMUZ 2017)  
19.07.2017
8555
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (19 TEMMUZ 2017)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, MYK Toplantısı sonrasında Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:



Değerli basın mensupları, hepiniz hoş geldiniz.

Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı tamamladık. İstanbul büyük bir sel felaketi altında, öncelikle bütün İstanbullu vatandaşlarımıza, hemşerilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

-İstanbul’da hırsızlık sel oldu milleti vurdu-

Değerli arkadaşlar, 23 yıldan bu yana İstanbul’u tek bir siyasi irade yönetiyor. Tek bir siyasi parti demiyorum dikkat edin, tek bir siyasi irade yönetiyor 23 yıldan bu yana. Ak Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan 1994 yılında İstanbul Belediye Başkanı oldu. O günden bu yana kendisi Belediye Başkanıyken de başkaları o koltukta Belediye Başkanlığı yaparken de biliyoruz ki; doğrudan doğruya İstanbul’la ilgili kararlar doğrudan doğruya Başbakanlık döneminde de, şimdi de Sayın Erdoğan’ın kontrol, bilgisi dahilinde yürümekte.

Bakın, bu kaçıncı sel? İstanbul’da çevreyi ve dereleri tahrip eden, koskoca bir kenti imar rantına teslim eden anlayışın geldiği nokta budur. Çok açık bu yaşanan sel felaketinde bir şey çok açık ortaya çıkmıştır. Hırsızlık sel oldu milleti vurdu. İstanbul’da hırsızlık sel oldu milleti vurdu. Hırsızlık sözü benim sözüm değil. Hükümetin Bakanı Mehmet Özhaseki’nin sözü. Ne diyor? “En büyük hırsızlık imar, Belediyelerin imar işlerinde oluyor.” Adres de veriyor, “Eğer merak ediyorsanız İstanbul ve Ankara’ya bakın” diyor. İstanbul ve Ankara Belediyelerini işaret ediyor. İşte Özhaseki’nin o işaret ettiği en büyük hırsızlığın olduğu yerlerdeki bu uygulama bugün sel olup İstanbul halkını vurmuştur ne yazık ki. Komedi, sokaklarda yüzen insanlar görüyoruz. Yaz günü herhalde vatandaş denize gidecek imkanı olamayanlar sokaklarda yüzsün diye böyle bir imkan yarattılar anlaşılan o ki, sokaklarda yüzen insanlar ayıptır, utanılacak bir tablodur. İstanbul’u ve Türkiye’yi bu hale düşüren anlayışın Türkiye’yi yönetme yeteneği ve sorumluluğu olmadığının çok açık bir kanıtıdır bu yaşananlar.

-Genel Başkanımızın 15 Temmuz’da halka hitap edip gerçekleri anlatmasından korktular-

Geçtiğimiz hafta 15 Temmuz anmalarını yaşadık. Her şey sizin ve milletimizin gözü önünde oldu. Bizim söylediğimiz sarayın 15 Temmuz’uyla halkın 15 Temmuz’u farklıdır tespitimizin ne kadar haklı ve doğru olduğu da ortaya çıktı. İktidar sarayın 15 Temmuz’unu hafızalara kazımak istiyor. Halkın 15 Temmuz’unu unutturmaya çalışıyor. Halkın 15 Temmuz’unda demokrasiyi koruma konusundaki bir ortak direniş ruhu vardı. Daha bir yıl dolmadan bir yılın içerisinde iktidar bu ortak direniş ruhunu yok etti. 15 Temmuz’da ortaya çıkan ortak direniş ruhunu yok etti. Bunun yerine sarayın 15 Temmuz’unun yaratmaya çalıştığı yalancı bir tarihi hafızalara kazımaya çalışıyor. Öyle ki, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından korkup meclis programını değiştirdiler, iptal ettiler. Sayın Genel Başkanımızın 15 Temmuz’da halka hitap edip gerçekleri anlatmasından korktular. TBMM Başkanlığı daha önceden yayınladığı konuşma protokolünü, tören programını iptal etti, liderlerin konuşmasını çıkardı. Bu meclis tarihinde unutulmayacak bir ayıp olarak kalacaktır. Bu ayıbın sahibi de talimatı alan Meclis Başkanı ve talimatı veren Ak Parti Genel Başkanıdır.

Değerli arkadaşlar, tabi bu rahatsızlığın sonucunda Sayın Başbakan dün çıkmış Genel Başkanımızın gerçekleri anlatmasından duyduğu rahatsızlığı ifade ederek, kontrollü darbe rahatsızlığından, darbe sözünden rahatsızlığını ifade ederek, çıkıp bir özür borcumuz olduğunu söylüyor. Sayın Genel Başkanımızın bir özür borcu olduğunu söylüyor. Bizim millete hizmet borcundan başka bir borcumuz yoktur. Millete gerçekleri anlatma borcundan başka bir borcumuz yoktur. O borcu da hakkıyla ifa ediyoruz, yerine getiriyoruz. Sayın Genel Başkanımız 15 Temmuz günü TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada gerçekleri bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. O nedenle Sayın Genel Başkanımızın hiçbir özür borcu yoktur. Kaldı ki, olsa dahi Sayın Genel Başkanımızın özür borcunun millete bir külfeti olmaz. Ama sizin özür borcunuzun bu millete külfeti, kefareti 250 şehit ve 2 bin 193 gazidir. 15 Temmuz darbe girişiminin merkez örgütü Fethullahçı Terör örgütünü devlete yerleştiren siz değil miydiniz? Darbe girişiminden sonra çıkıp milletin önünde “Allah da millet de bizi affetsin. Alnı o secdeye değenin böyle şey yapacağına inanmıyorduk, tahmin edemedik” diyen siz değil misiniz? Ne kadar tahmin edemediğiniz ayrı bir tartışma konusu çünkü onları uyardılar, uyaranlar vardı “Bakın bunun gidişi darbedir, bunun gidişi devleti çökertmektir” diye; onlara kulak asmayıp o zamanki mutlu izdivaçlarının sonucunda devleti ele geçiriyoruz anlayışıyla, aynı yolda aynı menzile birlikte yürüyorlardı. O da kendi ikrarlarıdır. İşte o özür borcunun kefareti 250 şehit ve 2 bin 193 gazidir. Bu kefaretin hesabını vermeden, bu kefareti ödemeden hiç kimseden özür talep hakkınız yoktur.

Gelelim kontrollü darbe meselesine; elli kere anlattık anlamak istemiyorsunuz, yine anlatmaya devam edeceğiz. Evet, 15 Temmuz darbe girişimi bir kontrollü darbe girişimidir. Niye söylüyoruz bunu? Bir; darbe bir tiyatro değildir, kontrollü darbe demek bu darbeye tiyatro demek değildir. Evet, gerçekten ciddi bir darbe girişimi olmuştur. Bu darbe girişiminin merkez örgütü Fethullahçı Terör örgütüdür, bunda hiçbir tereddüt yok ve Fetullahçı Terör örgütü milletin üzerlerine giydirdiği üniformalarla hain bir darbe girişimiyle milletin üzerine bomba atmıştır, Meclisin üzerine bomba atmıştır, kan akıtmıştır, 250 şehit ve 2 bin 193 gaziye sebep olmuştur. Bunlarda bir tereddüt yok, ama başka bir şey daha var. Bu Fetullahçı Terör örgütü bu darbe girişimini gizli, kapaklı, iktidarın hiç bilgisi, haberi olmadan mı yapmıştır? Bunu söylemeye onlar da cesaret edemez, edemiyorlar. Darbe öngörülmüştür, hükümet tarafından istihbaratı bilgisi alınmıştır, önlenmemiştir ve darbenin sonuçlarından yararlanılmıştır.

Bakın Kurmay Albay Hanifi Yıldırım.  Kurmay Albay Hanifi Yıldırım, Balyoz Davasından mahkum olmuş; cemaat, FETÖ, Ak Parti ittifakı, Ak Parti İktidarı ittifakıyla çok büyük acılar çekmiş bir şerefli Türk subayıdır. Söylediğine dikkat edin, ordudan ayrıldıktan sonra, Balyoz kumpasından sonra “FETÖ’cüler terfi etti” dedik. Dikkat edin, hükümete söylediklerini söylüyorum, “2015’te liste hazırladık, biz yokuz ama emekli olmayan 46 arkadaşımız var. En azından bunları terfi ettirirseniz darbe ihtimalini azaltırsınız dedik” Dikkatinizi çekiyorum, “46 arkadaşımızın ismini verdik emekli olmayan, FETÖ’cü değildir bunlar Cumhuriyetçidir, Atatürkçüdür, yurtseverdir, darbeyi önleyebilir. Bunları terfi ettirtin diye 2015’te liste verdik” diyor. 46 isim verdik. FETÖ’cülere bu arkadaşlarımız engel olur dedik. Ama bunları terfi ettirmediler diyor. 2015 yılında terfi edilenlerin neredeyse tamamına yakını bugün FETÖ’cülükten darbe girişiminden ihraç edilmiş tutuklu yargılanıyorlar. Yani siz 2015 yılında size gelen bu haberi ciddiye niye almadınız? Niye 2015 terfilerinde bu 46 yurtsever subayın terfisini sağlayıp darbeyi önlemek için o önemli adımı atmadınız da, tam tersine darbeyi kolaylaştıracak isimleri terfi ettirerek darbenin yolunu açtınız? Bunun sorumlusu kim? Bunun sorumlusu biz miyiz? Bunun sorumlusu Cumhuriyet Halk Partisi mi, ana muhalefet partisi mi?  O Yüksek Askeri Şura’da kim vardı bu düzenlemeleri yapan?

Lütfü Yalman, eski Konya milletvekili, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı çok açık bir şekilde söylüyor; diyor ki, “Sayın Başbakan’a gittik. Başbakan’a darbe ihtimalini ve darbe riskini anlattık. Darbe yapacaklarını söyledik, önlem alın” dedik. İsmet Yılmaz’a gittik dönemin Milli Savunma Bakanına, hatta yanımızdaki Albay dedi ki “Tankları üzerimizden geçirecekler Sayın Bakanım dedi” diyor. Dikkat edin, ifade aynen budur, “Tankları üzerimize sürecek bunlar dedi.” Önlem alın dediklerinde ne Başbakan, dönemin Başbakanı bugünkü Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ne de dönemin Milli Savunma Bakanı, ne de dönemin hükümeti hiçbir önlem almamış. Almadıkları gibi sonuç tanklar üzerine sürülmüş. Dönemin Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz demiş ki,  “Canım o 17-25 Aralık’tan önceydi bundan sonra akıllanmışlardır böyle yapmazlar” demiş. Şimdi, siz milleti 17-25 Aralık’tan önceki-sonraki tutumuna göre mahkemelerde FETÖ’cü mü, değil mi diye ayırırken, darbeyle ilgili size gelen ihbarı buna göre ayırmanızın memleketi hangi felakete sürüklediğinin çok açık kanıtı bu, çok açık.

Değerli arkadaşlar, daha söyleyecek çok şey var. MİT’in istihbaratı, istihbarat raporları darbe araştırma komisyonu dosyasına girdi. Bütün bunlar tek tek görülen tablo, istihbaratı alınmış. Gazeteci yazıyor; Fuat Uğur çıkmış diyor ki, “Teşebbüs etmenizi bekliyor, her şeyden haberi var devletin, istihbarat birimlerinin, sadece teşebbüs etmenizi bekliyor” diyor. Nisan ayında yazdığı yazı, Nisan ayında yazdığı yazıda “Devlet ve komuta kademesi her şeyi biliyor ve suç işlemeye teşebbüs etmenizi bekliyor” diyor. Şimdi bütün bunlar ortada, daha burada anlatamayacağımız, zamanımızın yetmediği bir çok şey bütün veriler ortadayken kontrollü darbe lafından rahatsız oluyorsunuz. Evet, darbenin merkez örgütü FETÖ’dür, ama bu darbenin sonuçlarından bir 20 Temmuz darbesi yaratmak için yararlandınız ve bu çerçevede bir kontrollü darbenin önünü açtınız.

Bakın yine Sayın Başbakan konuşmasında çıkmış diyor ki, bizim Adalet Yürüyüşü’müzde onları çok rahatsız ediyor, bu tespitlerimiz de çok rahatsız ediyor, oradan dönmüş işte biz terör örgütleriyle beraber yürüyormuşuz, FETÖ’yle ve PKK’yla beraber yürüyormuşuz. Şimdi PKK’yla beraber yürüme konusunda; FETÖ’yle, PKK’yla iş birliği mi arıyorsunuz, alın size PKK’yla iş birliği, Habur görüntüleri! Habur’da davul zurnayla karşılayıp, çadır mahkemesi kurarak, terör örgütlerini çadır mahkemesinde ağırladığınız günler. Unutulur mu sanıyorsunuz, bir tane örnek! 100 tane örnek çıkarabiliriz, valilere verdiğiniz talimattan tutun da çukur kazanlara, hendek kazanlara karşı orada seyyar mahkeme kurulmalarına izin vermeye kadar 100 tane örnek çıkarabilirsiniz, çıkarabiliriz. Terör örgütüyle girdiğiniz ittifak nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunduk, savcılar korktukları için işlem yapamadılar, sizden korktukları için işlem yapamadılar. Ama bir gün hukuk bunun hesabını soracak. Hiçbir şey kimsenin yanında kalmayacak. Hukuk bir gün bunun hesabını soracak. Bir başka mesele, “FETÖ’yle iş birliği” diyorlar. Bakın kozmik odaya bu çeteyi soktular. Devletin Silahlı Kuvvetlerin, ordunun harim-i ismetine bu çeteyi soktular. Kozmik odayı hatırlıyorsunuz, bir yalancı bir uyduruk gerekçeyle FETÖ’cüleri kozmik odaya soktular ve Silahlı Kuvvetlerin, devletin en gizli sırlarını uluslararası istihbarat örgütlerine servis ettiler. Şimdi bazı gazetecileri casusluktan yargılamaya kalkanlar, casusluk faaliyetinin alt yapısını hazırladılar. Kozmik oda operasyonu hükümet desteğinde bir casusluk faaliyetidir, çok açık. O savcıları oraya ben sokmadım. Yargı bağımsızdı, gücümüz yetmiyordu, sokmamazlık edemezdik mi diyecekler? Peki, 17-25 Aralık soruşturmalarında Kısıklı’ya yapılacak operasyona karşı direnebilme ve onları Kısıklı’ya sokmama konusunda nasıl kararlıydınız? Kısıklı’daki konuta yapılacak operasyona karşı dururken gösterdiğiniz kararlılığın binde birini kozmik oda operasyonunda gösterebilseydiniz, devletin sırlarını FETÖ’cü terör örgütünün eline vermezdiniz. Ama onu yapmadınız. Niye? Çünkü ittifak halindeydiniz. İttifak halinde beraber yapıyordunuz. Delili? Delili çok açık. FETÖ’yle mi iş birliği arıyorsunuz? İşte size FETÖ’yle iş birliğinin kanıtı. “Gök ne verdi de yer kabul etmedi” diyen kimdi? Fotoğrafları burada, “Gökten ne yağdı da yer kabul etmedi” diye Fettullah Gülen’i gök mertebesine kendisini yer mertebesine koyan ben değilim. Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yanında da Menemen Bardağı gibi Bakanları sıralamış, öyle çıkıyordu Amerika’ya. Bu söz bizim sözümüz mü? Bu ittifaklar Türkiye’yi FETÖ’cü terör örgütüne teslim etti. Bu ittifaklar devleti çökerten, devleti yok eden bir zafiyet yarattı. Şimdi bununla mücadele yalanı ve bahanesi adı altında OHAL’i bir kere daha uzatma kararı aldılar. Olağanüstü hal olağan hal haline geldi. Türkiye bir sürekli olağanüstü hal rejimine teslim edildi.

Değerli arkadaşlar, bakın olağanüstü hal, yarın 20 Temmuz, olağanüstü halin ilanı üzerinden bir yıl geçiyor. Türkiye tarihinde 20 Temmuz süreci bir sivil darbedir. 20 Temmuz sivil darbesi, 15 Temmuz’u fırsat bilerek iktidar tarafından meclisi devre dışı bırakmak suretiyle hayata geçirilmiş bir sivil darbedir. 20 Temmuz OHAL darbesi üzerinden bir yıl geçmiştir ve bu bir yıl içerisinde demokrasi, adalet, hukuk, hukuk devletinin kırıntısı dahi bırakılmamış ve ülke bir zulüm anlayışına teslim edilmiştir. Onun için Adalet Yürüyüşü milyonlarca insanın üzerinde, yüreğinde bir su serpintisi oldu. Milyonların yüreğini ferahlattı. Bir çıkış noktası olduğu güvenini ve inancını doğurdu. Onun için insanlar adalet anlayışının etrafında toplanıyor. Onun için adalete susamış bir biçimde insanlar bir çıkış yolu arıyor.

20 Temmuz darbesiyle yerleştirilen OHAL rejimi, bugün yine başka yeni iftiralarla, yeni gözaltı ve tutuklamalarla devam ediyor. İstanbul Büyükada’da 10 tane insan hakları savunucusu önceden programlanmış ve ilan edilmiş bir toplantıyı yaptı diye gözaltına alınıyorlar. Daha sorguları yapılmadan, tamamlanmadan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı G20 Zirvesinde çıkıyor haklarında hükmü veriyor. “Bunlar 15 Temmuz’un devamıdır, 15 Temmuz hareketinin devamı için orada bir araya geldiler” diye G20 Zirvesinde önceden peşinen ifade ediyor. Adalet Yürüyüşü’ne “Yargıya müdahale” diyenler, gözaltındakilerin daha ifadesi tamamlanmadan onların hükmünü verip cezasını kesiyor, “15 Temmuz’un devamı bunlar” diye. Ve gelinen noktada şimdi 6 insan hakları savunucusu tutuklandı, 10 tane gözaltına alınan insan hakları savunucularından 6 tanesi tutuklandı. Tutuklanma gerekçeleri çok ilginç, “Silahlı örgüt üyesi” diyor ama adı yok. Hangi silahlı örgüt üyesi yazmıyor, yazamıyor. Niye? Çünkü hakim de bilmiyor, sevk eden savcı da bilmiyor. Talimat G20 Zirvesinden verildi. Talimat saraydan geldi, biz böyle dedik aman bizi boşa çıkarmayın diye talimatı verdiler. Şimdi bu talimat gereği tutuklama yapıyor. Yani Türkiye dün Ak Parti- FETÖ ittifakı çerçevesinde basılmamış kitabı yayınladı yazdı diye Ahmet Şık’ın hapse atıldığı bir Türkiye’den, bugün geldi adı belli olmayan bir silahlı örgüt üyeliğinden insan hakları savunucularının tutuklandığı bir noktaya geldi. Demek ki farklılık yok. İttifak halindeyken, iş birliği içindeyken de bunları yapıyordunuz. Ortaklığınız bozulduğu zaman da hukuk ve adalet sizin kitabınızda yazmıyor. Ortaklığınız bozulduğu zaman da aynı adaletsiz uygulamaları yürütüyorsunuz. Olağanüstü hal ilanı sırasında demişlerdi ki “Bir, bir buçuk ay sürer bu”, Bekir Bozdağ, Numan Kurtulmuş bunları söylemişti. Ne oldu? Bir yıl oldu. Ben merak ediyorum yüzleri kızaracak mı kızarmayacak mı diye? Başbakan Sayın Binali Yıldırım referandum öncesinde çıkıp demişti ki, “Canım referandumu olağanüstü hal şartları altında yapıldı dedirtmeyiz” demişti. Bunu diyen sıradan bir Bakan değil Başbakan, hükümetin başındaki kişi. Bunu dedi, OHAL şartları altında gayri meşru bir seçimle 20 Temmuz darbesinin anayasal alt yapısı hazırlandı. Hiç mi yüzleri kızarmıyor ben merak ediyorum.

Değerli arkadaşlar, tabi şimdi Olağanüstü Hal İnceleme Komisyonu çalışmaya başlamış. Tabi bu komisyon aslında mağduriyetleri önlemek ve ciddi biçimde adaleti, hukuku sağlamak üzere kurulmuş bir komisyon değil, Avrupa’ya karşı şirin gözükmek, Avrupa Birliğinden gelen eleştirileri karşılamak ve yargı denetimini geciktirmek üzere kurulmuş bir komisyondu. Nitekim bu komisyona müracaat eden, okulları kapatılan askeri okul öğrencileri bu komisyona müracaat edemiyor. Şimdiden şikayetler başladı. Okulları kapatılan askeri öğrencilerin sisteme girişi mümkün değil, siz diyorlar OHAL mağduru değilsiniz. Ne mağduru bunlar? Sınavları mı kaybettiler? Ne mağduru? Kime anlatacaklar dertlerini bunlar? Derdini anlatacak kanalları kapatmışsın, ondan sonra da çıkıp milletin önüne ve dünyanın önüne gözünün içine baka baka yalan söyleyeceksin, “Biz OHAL İnceleme Komisyonu kurduk da bir an önce bunları çözeceğiz” diye.

Bakın son olarak, Türkiye bütün bu tablo içerisinde bir ideolojik dayatmayla yeniden toplum ve devlet düzeninin totaliter bir anlayışla yeniden şekillendirildiği bir sürece sokuluyor. OHAL darbesi de, 20 Temmuz darbesi de bunun en önemli araçlarından, enstrümanlarından birisi olmuş. Yeni müfredat yayınlandı bu müfredat da aynı anlayışı temsil ediyor. Bu yeni müfredatta Atatürk’ün yeri yok arkadaşlar. Sadece utanma kabilinden adını bir iki yere koymuşlar. Atatürk’ü sadece Churchill’i anlatır gibi anlatmışlar. Bir tarihi şahsiyeti anlatır gibi, Churchill’i, Lord Curzon’u nasıl anlatıyorlarsa Atatürk’ü öyle anlatmışlar. Atatürk’ü bir Türk devriminin lideri, Türk halkının önderi, çocuklarımızın, kuşaklarımızın, vatandaşın, gelecek kuşakların gönül bağı olan bir milli önder olarak anlatılan bir müfredat değil. Atatürk’ün milli önder olmasından rahatsız olunan bir müfredat yaratılmış. Atatürk’ten niye korkuyorsunuz? Ak Parti iktidarına soruyorum niye korkuyorsunuz Atatürk’ten? Sıkıştığınız zaman Hızır gibi Atatürk yardımınıza yetişiyordu. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezine yukardan aşağıya kocaman Atatürk posteri asmıştınız. Atatürk’ü hatırlamanız için Fethullahçı çete gibi bir çetenin gelip ikide bir, 6 ayda bir darbe mi yapması lazım? Darbe girişiminde mi bulunması lazım? Sıkışınca Atatürk’e sarılın, soluğunuz rahatlayınca, bütün devleti ve sistemi kontrol etmeye başlayınca Atatürk’e hakaret etmeye başlayın. Bugün Atatürk’e hakaret eden dergiler finansmanını sizin iktidarınız döneminde yarattığınız fırsatlarla sağlanmıyor mu? Atatürk’e hakaret eden kanallar sizin büyüttüğünüz, besleyip büyüttüğünüz kanallar değil mi? Atatürk’e hakaret eden sözde yazar geçinen, aydın geçinen, tarihçi geçinen şarlatanların önünü siz açmadınız mı? Onları siz büyütmediniz mi? Şimdi de Atatürk’ü müfredattan çıkarmanın hesabı içerisindeler. Bu müfredat böyle bir müfredat, şimdi bunun adına da demişler ki “Değerler eğitimi.” Hangi değerler? Atatürk’ün olmadığı bir yerde hangi ortak değerleri büyüteceksiniz? Atatürk’ten daha önemli ortak değerlerimiz hele de yaşadığımız bu günlerde, laik demokratik cumhuriyeti kurarak, Ortadoğu kan gölü halindeyken Türkiye’yi Müslüman bir ülke olarak uygar, çağdaş dünyada yarışan bir ülke durumuna getiren Atatürk’ten daha güçlü hangi ortak değerimiz olabilir? Değerler eğitimi dedikleri şey belli. Cihatçı bir değerler eğitimi yerleştirmeye çalışıyorlar. Cihatçı bir değerler eğitimini yerleştirerek körpecik yavrularımızın, küçücük yavrularımızın o körpe beyinlerinde Ortadoğu’yu kan gölüne döndüren, dönüştüren anlayışın tohumlarını ekme çabasındalar. Ortadoğu’daki IŞİD gibi, El- Kaide gibi radikal terör örgütleri cihat adı altında kan akıtırken, siz hangi cihat anlayışını ortak değer diye sunmanın peşindesiniz? Aklı ve bilimi ön plana çıkaran bir eğitim yerine, cihatçı bir anlayışın dünyaya getirdiği bu felaketlere rağmen Türkiye’yi böyle bir yobazca anlayışa teslim ederek hangi ortak değeri, hangi uzlaşmayı, hangi barış içerisinde bir arada yaşamayı teşvik edebilirsiniz?

Değerli arkadaşlar, bu eğitim müfredatı Milli Eğitim Bakanlığının eğitim müfredatı olamaz. Bu gayri milli bir bakanlığın gayri milli eğitim müfredatı olur. Milli Eğitim Bakanlığı ne yazık ki artık gayri milli eğitim bakanlığı olduğunu tescil etmiştir. Bunu hazırlarken de kendi anlayışı çerçevesinde palazlandırdıkları bir sendikanın, sadece bir sendikanın Eğitim Bir-Sen’in görüşü doğrultusunda bunu hazırladıkları, diğer sendikaların sadece laf olsun diye hazırlanmış müfredata hiç dokunmadan, laf olsun diye görüşlerinin sorulduğu bir tablodur. Türkiye bu deli gömleğine sığmaz. 15 yıllık Ak Parti iktidarının Türkiye’ye giydirmeye çalıştığı bu deli gömleğiyle Türkiye’nin alabileceği bir yol yoktur. Türkiye bu deli gömleğini reddedeceğini 16 Nisan referandumunda çok cesaretle gösterdi. En son Adalet Yürüyüşü’nde bu deli gömleğini el birliğiyle reddedeceğimizin güçlü bir sesini yükselttik. Ve inanıyorum ki, önümüzdeki dönem Türkiye için ayrıştıran ve bölen bu anlayışlar etrafında değil; birleştiren, barış içerisinde bir arada yaşamayı öne çıkaran adalet zemini üzerinde bir büyük mücadele ve davamız yükselecek.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar. Sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim benim iki tane sorum olacak birincisi, Burhan Kuzu’nun dün photoshop yöntemiyle Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafına Fethullah Gülen’in fotoğrafının yanına photoshop yaptı ve sonrasında “Hani hiç yan yana gelmemiştiniz” dedi. Ve akabinde fotoğrafı kaldırdı “Biraz da biz uyduralım” dedi. Böyle bir açıklama geldi. İkinci sorum da, Adalet Yürüyüşü’yle ilgili bir anket yapmış, Ak Parti tarafından da açıklanan bir anket bu. Hemen söylüyorum CHP’nin Adalet Yürüyüşü’ne desteğin yüzde 35 olduğunu, karşı çıkanları yüzde 40 olduğunu ve kararsız olanların yüzde 25 olduğunu açıklamış. Daha önce de bir sayı polemiği vardı, yine böyle bir sayı var ortada siz ne diyorsunuz?

Bülent TEZCAN- Şimdi Burhan Hoca tabi internet ortamında, sanal ortamda gezinirken her halde kafasından bir oyun planladı. Sanal ortamda internet oyunu geliştirmiş belli ki, yalnız oyunun adını koymamış. Oyunun adını da ben koyayım isterseniz, oyunun adı olsa olsa fotoğrafı bil, FETÖ’cüyü bul oyunu olmalı. Çünkü orada Sayın Genel Başkanımızın başını monte ettiği fotoğrafın… Gerçek fotoğraf başka bir fotoğraf, bilmiyorum Burhan Kuzu onu biliyor muydu, o fotoğrafı her halde biliyordu. Başka türlü o başı çıkarıp Genel Başkanın başını oraya koyması mümkün değil. O fotoğraf Adalet ve Kalkınma partisi Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanıyken Fethullah Gülen’le yan yana çekildiği bir fotoğraftır. Fotoğrafın orijinali odur. O orijinal fotoğraftan Sayın Erdoğan’ın kellesini alıp Sayın Genel Başkanımızın kafasını oraya monte ettiği bir fotoğraftır. O yüzden ben de diyorum ki, bu oyunun adı olsa olsa fotoğrafı bil FETO’cüyü bul oyunu olmalı. Birisi arar bulur neyse gerçeği onu bulacaktır. Yalnız Burhan Hoca’ya bir tavsiyem var. Bu tip oyunlar tehlikeli oyunlardır yakında kendisini kripto FETÖ’cü diye muhtemelen bu paylaşımı nedeniyle suçlayabilirler. Biz değil başkaları suçlayabilir. Sayın Erdoğan’ın FETÖ’nün yanında olduğu fotoğrafı hatırlattı diye kripto FETÖ’cü diye hakkında soruşturma başlatabilirler. O yüzden biraz dikkatli olmasını tavsiye ediyorum Burhan Hoca’ya. Gelelim Adalet ve Kalkınma Partisinin yaptığı ankete… Anket bir şeyi gösteriyor, anketin rakamları üzerinde çok konuşmaya gerek yok baktık biz de ankete, çok net referandumda “Evet” diyenlerin üçte birinin bugün bu Adalet Yürüyüşü’nü desteklediğini gösteriyor. Bir başka önemli nokta var, referandumda “Evet” diyen gençlerin üçte ikisinin Adalet Yürüyüşü’nü desteklediğini gösteriyor. Bu aslında bizim Adalet Yürüyüşü’yle ilgili tespitimizin ne kadar haklı ve doğru olduğunun bir işareti. Adalet buluşması “Hayır” buluşmasından daha geniş bir platformu temsil ediyor demiştik. Sadece “Hayır” diyenleri değil, “Evet” diyenleri de içine alan bir büyük buluşma zeminidir bu demiştik. Bunda haklı olduğumuz bizim yaptırdığımız anketle değil Ak Partinin yaptırdığı anketle ortaya çıkmış oldu.

Soru- Efendim geçtiğimiz dakikalarda kabine değişti. Yeni Bakanlar Kurulu açıklandı. Partiniz adına ilk görüşü alabilir miyiz?

Bülent TEZCAN- Asıl değişmesi gereken sarayın kendisi. O da inşallah önümüzdeki seçimlerde değişecek ilk seçimlerde. Bakanlarla ilgili gidene güle güle, gelene hoş geldin demekten başka bir şey yok. Asıl sorun sarayda, sarayın değişmesi lazım.

Soru- Bir süredir aralarında FETÖ tutuklularının da olduğu ama terör suçundan tutuklu olanların tek tip kıyafet giymesi konusu var. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi bir değerlendirme yaptı mı MYK’da? Gelirse tavrınız ne olur?

Bülent TEZCAN- Şimdi arkadaşlar bir, devlet yargılama süreci içerisinde propaganda yapmaya imkan vermeyecek her türlü önlemi almalıdır makul, amaca uygun her türlü önlemi. Mahkemeler yargılanma yapılan yerlerdir propaganda yapma imkanının tanınacağı yerler değildir. Savunma hakkı kısıtlanmadan her türlü önlemi almalıdır. Bu işin bir tarafı, ancak tek tip kıyafet gibi bu çerçevedeki önlemlerle örtüşmeyen çağ dışı kalmış yöntemleri kabul etmemiz mümkün değildir. Tek tip kıyafet uygulaması darbe dönemlerinde 12 Eylül döneminde de Türkiye’de uygulanmıştır. Bizim bu konuda acılı ve sancılı bir geçmişimiz vardır. Tekrar yaşanan ve kanamış uygulamaları yeniden başlatmanın hiç kimseye bir faydası yoktur. Öç alma ve intikam alma duygusuyla hareket edilmez bu tip işlerde akılla, sağduyuyla hareket edilir. Çağ dışı yöntemlerden medet ummak, çağ dışı kafaların ürünüdür ancak.

Soru- Mehmet Metiner yazısında; mecliste yapılan anma töreninde bulunan bazı eski bakanların, eski milletvekillerinin örgütle bağlantı olduğunu ifade etti...

Bülent TEZCAN- Yani bozuk saat bile 24 saatte iki kere doğruyu gösterirmiş. Sayın Metiner’in de doğru söylediği nadir durumlardan birisi bu gördüğüm kadarıyla. Başka bir şey daha var biraz eksik söylemiş. Mehmet Metiner sadece o kadarını söyleyebilmiş. Eski Bakanlarla ilgili olanını söyleyebilmiş. Tahmin ediyorum içinde söylemek istediği daha fazlası da vardır ya da söylemesi gereken. Mevcut kabineye baksaydı o sayının daha fazla olacağını da görecekti ama mevcut Bakanlarla ilgili böyle söylemenin belli ki belli bir maliyeti var. O yüzden sadece eski Bakanlar açısından söylemiş. Onu mevcut Bakanlara da teşmir edecek şekilde bir kere daha gözden geçirirse daha tamamlanmış bir ifadeye sahip olur diye düşünüyorum.  

Soru- Efendim Genel Başkan dün Ak Partiye meydan okumuştu Ak Parti’den Mahir Ünal’dan cevap geldi, “Kılıçdaroğlu’yla konuşmaya niyetimiz yok” dedi ve sonrasında “Konuşursak Kılıçdaroğlu siyasetten silinir gider” dedi. Buna bir cevabınız olacak mı?

Bülent TEZCAN- Yani Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasette konuşma yerine, siyasette sadece parmak hesabı, zorbalık, baskı, tehdit, korkutma, tutuklama gibi yöntemleri yerleştirme konusunda bir hayli zengin pratiği olduğunu biliyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü Sayın Mahir Ünal’ın da konuşmaktan kaçınmayı böyle tarif etmesi bizim için sürpriz değil. Biz yine Sayın Erdoğan’a Genel Başkanımızın yaptığı çağrıyı tekrar ediyoruz. Eğer cesaretten bahsediyorsanız, 15 Temmuz’la ilgili dağarcığınızda söyleyecek bir sözünüz varsa bütün medya kuruluşlarının önünde gelirsiniz Genel Başkanla karşı karşıya oturursunuz. Millet dinler, tartışırsınız millet kararını verir. Her ağzınızı açtığınızda millet diyorsunuz, her ağzını açtığında millet diyenlerin milletin önünde tartışmaktan kaçınıp ondan sonra da cümlenin başının sonunun ne olduğu belli olmayan ifadelerle gerekçe uydurmaya çalıştıklarını görüyoruz. Biz aynı çağrıyı tekrar ediyoruz.

Teşekkür ederim arkadaşlar. 

CHPnet

SİTELERİ